Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Sabancı Vakfı’nın değerli katkılarıyla bu yıl onuncu kez kapılarını “Müzede Sahne” etkinliğine açıyor. 27-30 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek bu özel program, oyunun dönüştürücü gücünü merkeze alırken, müzede devam eden Yoko Ono sergisine de göndermeler yaparak seyircinin katılımcıya, alanın sahneye, mektubun ise direnişe dönüştüğü anları keşfe çıkıyor.
Bu yılki temasıyla bedenlerin geçirdiği dönüşümleri ve sesin dönüştürücü etkisini mercek altına alan Müzede Sahne, buradan yola çıkarak hayatın içindeki değişime ve birlikte dönüşebilmenin sunduğu olanaklara uzanıyor. SSM, gösteri sanatlarına ve performansın dönüştürücü gücüne açtığı bu alanda, seyircilerini birlikte görmeye, duymaya, düşünmeye ve harekete geçmeye davet ediyor.
Her sanatsal performans, yalnızca icracılarını değil, tasarladığı dünyaya katılmaya veya tanıklık etmeye davet ettiği seyircisini de dönüştürme potansiyeli taşır. Bu dönüşüm bazen büyük sarsılmalarla, bazen ise çok küçük farkındalıklarla gerçekleşir. Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesini ve farklı alanlarını yeniden sahnelere dönüştüren bu program, seyircileri beden ile mekân arasındaki sınırların yeniden şekillendiği anlara ve katılımlarıyla dönüşüme beden verecekleri yeni oyunsu eşiklere davet ediyor.
Program seçkisi, bufonun grotesk tiyatrosundan tek kişilik performanslara, koku atölyelerinden ses yürüyüşlerine, çocuk oyunlarından “Fuayede Karşılaşmalar” dizisine uzanıyor. Bu zengin içerik, hem sahneyi hem seyirciyi hem gündeliği hem de müzeyi birbirine katarak, birlikte yan yana durulan, kulaklarla görüp gözlerle duyulan karşılaşma anları üzerine kurulu. Fuayede gerçekleşen sohbetler ve oyun sonrası buluşmalar, her performansı kendi sınırlarının ötesine taşıyarak, performansın hayatın içinde yankılanmasını sağlıyor.
Etkinlik kapsamında öne çıkan performanslardan biri olan “ŞÂZÂN MECLİSİ Tuhaf Akrabaların İzinde”, Şule Ateş’in tasarlayıp yönettiği, Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın gibi kadim figürlerin kendi hikâyelerini yeniden anlattığı ekofeminist bir performans. Anadolu, Mezopotamya ve Avrupa mitolojilerinden beslenen bu eser, ekolojik farkındalık, kültürel hafıza ve birlikte yaşam üzerine yeni bir düşünme alanı açıyor. Londra Üniversitesi, Birkbeck Centre for Contemporary Theatre ve British Council Yaratıcı İşbirlikleri Hibe Programı tarafından desteklenen bu proje, Avrupa Birliği Sivil Düşün desteğiyle prömiyerini Müzede Sahne’de yapıyor.
Şiva Canbazoğlu’nun birlikte üretim ve performansını üstlendiği “Yakın Zamanın Kaybı” ise, müzenin iç ve dış mekânlarında oluşmakta olan bir bedeni mercek altına alıyor. Harekete bir tür hafıza biçimi olarak yaklaşan bu performans, gündelik ritimler içinde sapma, unutma ve aritmi yaratarak, mekânın mevcut koşullarında belirip kaybolan bir bedeni izliyor.
Bir mektubun elli yıl sonra hâlâ konuşabilmesi, bir mitin yüzyıllar sonra başka bir yüzle karşımıza çıkması, bir kıyametin her gece yeniden anlatılması gibi olgular, geçmişin tamamlanmış bir yer olmadığını hatırlatıyor. Müzede Sahne, onuncu yılında, hikâyelerin son sözünü henüz söylemediği bu açıklığa yer açıyor ve belki de asıl oyunun, herkes dağıldıktan sonra başladığını fısıldıyor.