Medeniyeti ve insanı ileriye taşıyan şey içi boş teknolojiler mi, yoksa ruhumuza kazınmış kadim değerler mi?" İlk yapay zeka denemelerinden biri olan Tay’ın kısa sürede acımasız bir algoritmaya dönüşmesinden ilham alan yazar Cem Kartal, ilk bilim kurgu romanı "Adem" ile okurları felsefi, tempolu ve sarsıcı bir varoluş sorgulamasına davet ediyor. Biyolojik analar yerine kodların büyüttüğü yeni bir insanlık neslini, yapay zekanın sınırlarımızı zorlayan gücünü ve algoritmik bir çağda insan ruhunun direnişini ele alan roman, raflardaki yerini aldığından beri bilim kurgu severlerin radarında.
Yazım sürecine dair şaşırtıcı açıklamalardan yapay zekanın felsefe yapıp yapamayacağına, Platon’un alegorisinden insanlığın geleceğini bekleyen en büyük etik tehditlere kadar pek çok konuyu Cem Kartal ile konuştuk. "Adem"in arkasındaki zihinle gerçekleştirdiğimiz bu derin söyleşi, sizi teknolojinin ve insan doğasının sınır boylarında düşünmeye sevk edecek.

Soru : Cem Bey, uzun yıllara dayanan kamu ve işletme geçmişinizin ardından edebiyat dünyasına bilim kurgu türünde bir romanla adım attınız. Bir yazar olarak sizi bu alanda kalem oynatmaya iten ilham ne oldu ve "Adem"in yazım yolculuğu nasıl geçti?
Epeydir yapay zeka gündemde zaten. Haliyle üzerinde düşünmek için bolca vaktim oldu. Asıl ilham aldığım olaylardan biri Microsoft’un Tay adlı yapay zeka denemesiydi. İlk denemelerden biri olsa da kısa sürede kapatılan program öğrenme süreci sonunda faşist ve acımasız bir hale dönüşmüştü. Bunu bir hikaye içinde nasıl işlerim düşüncesi ile yola çıktım denilebilir.
Soru : Kurgularınızda bilimsel gerçeklik ile hayal gücü baş başa gidiyor. Bir yazar olarak bir bilim kurgu romanı inşa ederken ne tür araştırmalar yaptınız, bilimsel altyapıyı oluştururken hangi kaynaklardan beslendiniz?
Bu edebi bir eser olduğu için derinlikli araştırma yaptım desem çok doğru olmaz. Popüler düzeyde Kuantum Fiziği üstüne kısa okumalar yaptım sadece. Hikaye içinde bilimsel gerçeklik popüler düzeyin ötesine geçmiyor zaten.
Soru : Romanın adı "Adem", hem ilk insanı hem de uzak bir gezegende embriyoları büyüterek insan neslini yeniden inşa eden gelişmiş bir yapay zekayı temsil ediyor. Bu ismi seçerken dini, mitolojik ve teknolojik semboller arasında nasıl bir bağ kurdunuz?
Aşkın gerçekliğin; bir manada Platon’un alegorisi üzerinden düşünülebilir, yansımaları olarak uzunca bir süre varlığımızı devam ettirdik. Sonunda kendi simülasyonlarımızı üretmeye başladık ve yapay zeka da bunlardan biri. Adem ismi işte tam bu noktada tezahür ediyor. Yeni bir gezegende başlattığımız hayatın her şeyi ile kendi simülasyonumuza evrilmesi bağlamında Adem en doğru isim seçimiydi benim için. Asıl değildi, eksikti ve yeni hayatın kurucusuydu.
Soru : Çok katmanlı, tempolu ve aksiyon boyutu da olan bir kurgu kaleme aldınız. Bir yazar gözüyle bakarsanız; olay örgüsünü kurarken ve karakterlerinize can verirken sizi en çok zorlayan unsur ne oldu?
Herhangi bir hikayenin yazımına başlarken sadece konuyu ve sonunu biliyorum. Her şey yazma süreci içinde gelişiyor. Haliyle hikaye örgüsünü oturtmak ve kahramanları yerli yerine oturtmak zorlayıcı olabiliyor. Karakterlerin hikaye içinde kendini var etmesi, olay örgüsü içinde ve mantığı bozmadan ilerlemek; roman gibi uzun yazılar için, takdir edersiniz ki zor. Hele de her şeyin başında plan yapmadan yola çıktıysanız.
Soru : Eserde yalnızca bir uzay macerası anlatılmıyor; laboratuvar ortamından uluslararası casusluk ve suikast girişimlerine uzanan çok katmanlı, temposu yüksek bir kurgu var. Romandaki bu tempolu aksiyon sahnelerini kurgularken nasıl bir yazım tekniği izlediniz?
Bir önceki soruda da bahsettiğim gibi hikayelerin sadece sonunu ve ana fikrini bilerek yazmaya başlıyorum. Aşağı yukarı her gece yazmak için bilgisayar başına geçiyor ve gün içinde aklıma gelenleri yazıyorum. Bazen sadece o an aklıma bir şeyler geliyor ve ekliyorum.
Soru : "Adem" okurlarla buluştuğu günden bu yana nasıl geri dönüşler alıyor? Okurun sizin kurguladığınız dünyaya gösterdiği ilgi beklentilerinizi karşıladı mı?
Gerçekten bu kadar sevileceğini beklemiyordum. Bana dönüşlerin hemen hemen hepsi olumlu oldu. Elbette kahramanların bazılarının farklı davranması gerektiğine dair fikir beyan edenler oldu. Bunu da son derece normal buluyorum çünkü okuduğumuz hikaye içindeki kahramanlar çoğu zaman istediğimiz şeyleri yapmıyor. Ben de çoğunu yazarken öğrendiğim için aynı şeyleri hissediyorum sayılır.
Soru : Kitabın merkezinde vurucu bir soru duruyor: "İnsanlığı geleceğe taşıyacak olan teknoloji mi, yoksa insanın kendisi mi?" Eseriniz dışında bireysel olarak sizin bu soruya yanıtınız ne olurdu?
Maalesef teknoloji ve medeniyet ayrımını çoktan kaybettik. Bugün “medeni” dediğimiz çoğu şey aslında teknolojiden ibaret. Oysa medeniyet belirli bir kültür ve kavram evreni üzerine inşa edilir. İçi boş teknolojik gösterimler mühendislik gelişimi ötesinde tam olarak nedir, emin değilim. Buradan teknoloji karşıtı olduğum anlaşılmamalı yalnız. Elbette ki teknolojiyi ilerletmek için çalışmalıyız ama medeniyet bunun çok ötesinde bir kavram. Yani cevabım, bizi ileriye götürecek asıl şeyin medeniyet olduğu.
Soru : Eserinizde yapay zekanın insan kültürünü ve insan yetiştirme sürecini devraldığı bir senaryoya değiniyorsunuz. Sizce algoritmik bir sistem insan duygusunu, ruhunu ve ahlakını şekillendirebilir mi?
Burada doğuştan getirdiğimiz insani değerler var mıdır sorusu geliyor akla. Kültür ve ahlakın büyük kısmı Empiriklerin boş kağıt benzetmesine uygun şekilde burada öğrendiğimiz şeyler. Duygularımızı değil belki ama ruhumuzu ve ahlakımızı algoritmalarla şekillendirmeleri mümkün. Ancak sonunda asli olan şey; doğuştan gelen, öğrenmediğimiz ama bildiğimiz, insana ait olan gerçekler su yüzüne çıkacaktır. Bugün algoritmalarla düşünce dünyamız her yönden saldırı altında ve bunu bizatihi yaşıyoruz. Fakat gün gibi ortada olan bir şey var, insan sonunda kalbinin derinlerinde gerçeği biliyor ve sonunda ortaya o çıkıyor.
Soru : Teknoloji odaklı, kusursuz yetiştirilmiş yeni bir nesil ile geleneksel insanlık karşı karşıya gelse, aralarında kaçınılmaz bir çatışma mı doğar yoksa bir arada yaşama kültürü geliştirilebilir mi?
Böyle bir şeyin çatışma doğurabileceğini düşünüyorum. Zaten romanda da biraz buna değindim. Çoğu zaman başarılı olmadık, bir çok büyük hatamız oldu ama sonunda doğruyu bulmayı başardık ve hatalarımızı telafi etmeyi öğrendik. Öyle ya da böyle geleneksel insan için değer yargıları her zaman vardı. Bunun yerine teknolojiyi ve kusursuz olmayı koyduğunuzda doğal olarak çatışma olacaktır.
Soru : Geleceğe dair uyarılarda bulunan bir yazar olarak sizce insanlığı bekleyen en büyük etik tehdit nedir: Teknolojinin kontrolümüzden çıkması mı, yoksa hırsları yüzünden teknolojiyi silaha dönüştüren insanın kendisi mi?
Şu an için bu soruya ikinci şık diyeceğim. Hırsları için teknolojiyi kullanan insanlar teknolojinin kendisinden daha tehlikeli. Ancak yapay zekadaki gelişim ve kontrolden çıkması ihtimali söz konusu olursa insanlık tarihi boyunca görmediğimiz bir şeyle karşı karşıya kalacağız. Nitekim yapay zeka şirketlerinin yöneticilerinin uyarıları bugünlerde basında sık sık görünür oldu. Sanırım birkaç nesle kalmadan asıl tehdit teknolojinin kendisi olabilir.
Soru : Eserde insanoğlunun kendi yok oluş riskine karşı embriyoları uzaya göndererek soyunu devam ettirme çabasını görüyoruz. Bencillik ile türü koruma içgüdüsü arasındaki bu ince çizgiyi felsefi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında embriyoları başka bir gezegende kolonileşmek için gönderiyorlar. Teknolojik yetersizlik insanları göndermeye imkan vermediği için. Âdem zaten bu noktada devreye giriyor. Soruyu bu bağlamda incelersek zaten insana ait bencilliğin orada bir yerde durduğunu görebilirsiniz. Başka bir gezegene ulaşma isteğinin altında merak kadar böyle bir duygunun da yattığını söyleyebiliriz.
Soru : Gelecekte yapay zekaların sanat, edebiyat ve felsefe yapabileceğine; insanlığa yeni bir medeniyet ve kültür anlayışı dikte edebileceğine inanıyor musunuz?
Sanat ve edebiyat üretebileceğini düşünüyorum. Ancak bunu her iki kavramın bütün içeriği ile ortaya çıkarabileceğini sanmıyorum. Sanat ve edebiyat nedir sorusuna girmeden verebileceğim en kısa yanıt bu olabilir. Felsefeye gelince, bunu yapabileceğini pek sanmıyorum. Hele de metafizik bilgisayar zihninin anlayabileceği bir saha değil. Felsefe olmadan da medeniyet ve kültür oluşturabileceğini sanmam. Bunlar son derece insani kavramlar. Oraya ait değil.
Soru : "Adem"de Türkiye'nin yıldızlar arası seyahat ve yapay zeka projelerinde küresel bir aktör ve lider ülke konumunda olduğunu görüyoruz. Günümüz Türkiye'sinin bilimsel, teknolojik ve uzay araştırmaları potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim potansiyel yönünden hiçbir eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum. Hikayede Türkiye’nin lider ülke olarak seçilmesi zaten bu sebepten. Sadece güven eksikliğimiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü birisi bir şey yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz. Sadece onun kadar çalışmayı göze almanız lazım, hepsi bu.
Soru : Türkiye'de bilim kurgu edebiyatı hak ettiği değeri yeni yeni kazanıyor. Yerli bir bilim kurgu yazarı olarak Türk bilim kurgu edebiyatının ve sinemasının geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu benim yanıt verebileceğim bir soru değil. Bu soruya çok daha ayrıntılı ve doğru cevaplar verebilecek uzmanlar vardır. Tek söyleyebileceğim umarım çok daha gelişen ve büyüyen bir alan olur.
Soru : Romanda yer verdiğiniz kuantum fiziği, egzotik madde, solucan delikleri ve yapay zeka gibi kavramlar Türk gençliğinin bilimsel merakını tetiklemek açısından büyük önem taşıyor. Edebiyatın, gençlerin STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) alanlarına yönelmesindeki rolü sizce nedir?
Edebiyat derinlemesine bilimsel kavramları incelemek yerine ona ait kavramlar üzerinde spekülasyon yapılan bir saha. Fakat kavramları hayal gücü ile harmanladığı için merak edilmesi yönünde yardımcı olabilmesi mümkün. Kısacası, evet merak etmeleri yönünde olumlu etkileri olabilir. Zaten bir şeyi merak etmeye başladığınızda gerisi gelecektir.
Soru : Küresel yapay zeka yarışında Türkiye'nin yerini güçlendirmesi için yerli bilim kurgu kurgularındaki gibi disiplinler arası (fizik, yazılım, felsefe, askeri strateji) ne tür gelişim alanlarına odaklanılması gerekiyor?
Bu soruya benim verebileceğim bir cevap yok. Sanırım versem bile haddimi aşmış olurum. Konu üzerinde son derece yetkin uzmanlar var ve galiba onlara yöneltilmesi gereken bir soru.
Soru : Yakın gelecekte (önümüzdeki 5-10 yıl içinde) yapay zekanın ve uzay teknolojilerinin günlük hayatımızı, toplumsal yapımızı ve devletler arası ilişkileri nasıl dönüştüreceğine dair öngörüleriniz nelerdir?
Yakın gelecekte büyük etkileri olacağını sanmıyorum. Fakat orta ve uzun vadede tüm yapıları alt üst edebilme potansiyeli var gibi duruyor. Bugün bile insanlar belirli konulara yönlendiriliyor, beğeni eğilimlerine göre yönlendiriliyor ve manipüle ediliyor. İlerleyen zamanlarda bunun daha tehlikeli boyutlara evrilmesi, hatta devleri tehdit eder boyutlara ulaşması mümkün. Hele de yapay zeka bağımsız bir hale evrilirse.
Soru : Son olarak, "Adem"in devamı niteliğinde yeni bir roman kurgusu veya okurlarınızı bekleyen farklı bilim kurgu / edebiyat projeleriniz var mı?
Âdem’in devamı niteliğinde bir roman düşünmüyorum şimdilik. Halihazırda üzerinde çalıştığım başka bir roman mevcut. O ise geçmişte, Hanlıklar dünyasında geçen yarı mistik bir roman.