“İnsanlık bugüne kadar sesi, görüntüyü ve DNA’yı arşivledi. Peki ama düşüncenin kendisini neden hiç arşivlemedik?” Bu felsefi soruyla yola çıkan disiplinlerarası sanatçı Ru Ceylan (RU!), X Media Art Museum’da yükselen "Inside Humanity" sergisiyle bizi geleneksel sanat kalıplarının çok ötesine taşıyor. Bilimsel EEG raporlarını NeuroSanatKod algoritmasıyla büyüleyici birer görsel şiire dönüştüren sanatçı, dijital çağın yapay zekâ korkusuna meydan okuyor: “Yapay zekâ milyonlarca resmi analiz edebilir ama neden ağladığımızı merak etmez, neden âşık olduğumuzu sorgulamaz. Algoritmalar cevap üretir, insan ise soru!” diyerek noktayı koyan ve ilk kez izleyiciye kendi zihnini dışarıdan izleme fırsatı sunan Ru Ceylan ile sanattan etiğe, nöro-performanslardan insan olmanın yeni tanımına uzanan ezber bozan bir söyleşi gerçekleştirdik.

Soru : Ru Ceylan adını kullanıyorsunuz. Bu ismin sizin için özel bir hikâyesi ya da temsil ettiği bir anlamı var mı? Sizi biraz daha tanıyabilir miyiz? Bize kendinizden bahsedebilir misiniz?
RU!, aslında bir mahlas olmaktan çok bir manifesto. İnsanların beni ismimden önce ürettiğim fikirlerle hatırlamasını istedim. "RU!" ünlem işaretiyle birlikte tamamlanan bir ifade. Çünkü benim için sanat da bir ünlem anı. İnsanı durduran, düşündüren ve içinde yeni bir soru başlatan bir an... Ben ressamım ama kendimi sadece ressam olarak tanımlamıyorum. Sanat ekonomisi üzerine çalışan, deneyimler tasarlayan, sanatın farklı disiplinlerle nasıl konuşabileceğini araştıran bir üreticiyim.
Bugüne kadar resim, tiyatro, sinema, yeni medya, nörobilim, yapay zekâ ve teknoloji arasında köprü kuran projeler geliştirdim. Çünkü bana göre sanat hiçbir zaman tek bir disiplinin içinde yaşamıyor.
Benim derdim eser üretmekten çok yeni düşünme biçimleri üretmek.

Soru : Ekonomi ve İşletme üzerine eğitim aldıktan sonra Sanat Ekonomisi üzerine Cambridge Üniversitesi'nde de çalışmalarınız olmuş. Sanatla olan ilişkiniz ne zaman ve nasıl başladı? Sanat yapmanızı sağlayan içsel motivasyonunuz nedir?
Aslında çocukluğumdan beri resim hayatımdaydı. Sadece resim de değil, tiyatro, müzik, yazmak hep vardı. Kompozisyon yarışmalarında ödüllerim resimden fazlaydı hatta. Sonra matematiği de sevdim. Her işçi ailesinin çocuğu gibi önce ayakta ve güçlü olmak öncelik olunca hayatta farklı alanlara da götürdü beni. Kurumsal hayat geçmişim de burayla ilgili oldu. Fakat zamanla fark ettiğim şey şuydu; sanat sadece estetik üretmiyor, aynı zamanda ekonomik, kültürel ve toplumsal dönüşüm de yaratıyor. Bu yüzden ekonomi eğitimi benim için sanatın karşıtı değildi. Tam tersine sanatın görünmeyen tarafını anlamamı sağladı.
Bir sanat projesinin şehirleri değiştirebildiğini, markalar kurabildiğini, insanların davranışlarını dönüştürebildiğini gördüm. Bu da beni hem matematik hem de sanat tarafında aktif olabileceğim yola götürdü.
Soru : Daha önce Konuşan Resimler ve Puzzle of Anatolia projelerini gerçekleştirmişsiniz, Bu projelerinizden de kısaca bahsedebilir misiniz? Geriye dönüp baktığınızda Inside Humanity'nin ilk izlerini o işlerde görüyor musunuz?
Kesinlikle görüyorum. Konuşan Resimler aslında insanların sanat eserleriyle yalnızca bakarak değil, dinleyerek de ilişki kurmasını sağlayan bir projeydi. Her tablonun arkasında bir hikâye vardı. QR kodlarla milyonlarca kez dinlendi. Puzzle of Anatolia ise Anadolu kültürünü tek bir büyük resim yerine binlerce küçük parçanın oluşturduğu ortak bir hafıza olarak ele alıyordu. Bugün geriye baktığımda şunu fark ediyorum. Ben aslında yıllardır insanın görünmeyen katmanlarını anlatmaya çalışıyormuşum. Eskiden bunu hikâyelerle anlatıyordum. Şimdi bunu nöronlarla anlatıyorum. Inside Humanity aslında o yolculuğun doğal devamı.
Soru : Son projeniz "Inside Humanity", insanı yüzüyle, kimliğiyle ya da bilindik hikayesiyle değil, zihinsel ayak izleriyle ele alıyor. Bu projenin fikri sizde nasıl oluştu?
Bu projenin temeli zaten 6 yıl önce Nörösanatkod ile başladı. Sanatın insan üzerindeki etkilerini ilk defa ölçümlediğimiz bir işti. Akademisini de kurmuştum. Bugün sadece daha bunları konuşur vaziyetteyiz. Inside'da ise şunu anlatmak istedim. İnsanlık bugüne kadar her şeyi arşivledi.
Yazıyı...Sesi... Fotoğrafı...DNA'yı...
Peki neden düşüncenin kendisini hiç arşivlemedik? İşte bütün proje aslında bu sorudan doğdu. Biz bugün bir insanı dış görünüşüyle tanıyoruz. Oysa zihnin de bir mimarisi var. Ve o mimari aslında insanın en gerçek portresi olabilir.

Soru : Peki projenin gelişim süreci nasıl ilerledi? İlk düşündüğünüzdeki planlarınız ile projenin gelişmesinden sonraki süreçlerde ne gibi farklılıklar oldu? Proje boyunca sizi en çok zorlayan şey neydi?
Aslında burada iki türlü handikap vardı. Nörösanatkod bu ilkede bu anlamda yapılan ilk projeydi ve birçok ödüle de konu oldu. Lakin okumayı sevmeyen bir ülkeyiz kabul edelim. Ne çıkardığım makaleleri ne de akademik çalışmaları, akademiyi bugün bunun konusunu anlatan uzmanlar bile okumadı. Bizde bir iş biraz popüler ve görüntüsel değilse yaptığınız çalışmalar görülmüyor. Bu sebeple bunu anlatmanın farklı yollarını aradım. Başlangıçta daha çok dijital sanat sergisi gibi düşünüyordum. Fakat süreç ilerledikçe bunun yalnızca sanat projesi olmadığını fark ettim. Yine durduramayıp kendimi araştırma tarafına da giriştim ve proje bir araştırma laboratuvarına dönüştü. Yazılım geliştirildi. EEG analizleri yapıldı. Yeni görselleştirme sistemleri oluşturuldu. Bilim insanları, yazılımcılar, sanatçılar aynı masada çalışmaya başladı.
Belki de en zor kısmı buydu. Farklı disiplinlerin aynı dili konuşmasını sağlamak.
Soru : Bu projede insan beyninin labirentlerinde dolaşırken karşılaştığınız ve sizi en çok hayrete düşüren, tabiri caizse "Bunu beklemiyordum" dediğiniz bir kırılma anı yaşadınız mı?
Şunu beklemiyordum. İki insan aynı duyguyu yaşarken beyinlerinin tamamen farklı estetik yapılar oluşturması beni büyüledi. Mutluluğun tek bir görüntüsü yok. Yaratıcılığın tek bir rengi yok.
İnsan sandığımızdan çok daha benzersiz. Belki de en büyük keşif buydu.
Soru : Sergide bilimin o soğuk, mesafeli ve nesnel verilerini alıp sanatın sıcak ve öznel dünyasıyla harmanlıyorsunuz. Bilimsel bir raporu, estetik bir sanat eserine dönüştürürken bu verileri işlemek için arka planda nasıl bir metodoloji izlediniz? Bize biraz geliştirdiğiniz yazılım veya algoritmalardan bahsetmeniz mümkün mü?
Aslında burada yaptığımız şey, EEG verisini doğrudan görselleştirmek değil; onu çok katmanlı bir estetik dile çevirmek. Çünkü ham EEG sinyalleri sanat üretmez. Önce o verinin anlamlandırılması gerekir.
Inside Humanity için geliştirdiğimiz sistemi NeuroSanatKod olarak adlandırıyoruz. Bu, EEG sinyallerini doğrudan resme dönüştüren tek adımlı bir algoritma değil; birkaç katmandan oluşan bir dönüşüm mimarisi.
İlk aşamada EEG cihazından gelen çok kanallı sinyaller zaman ekseninde işleniyor. Sinyaller artefaktlardan mümkün olduğunca arındırılıyor, normalize ediliyor ve belirli frekans bantlarına ayrıştırılıyor. Böylece beynin farklı ritimlerine ilişkin sayısal bir profil elde ediyoruz.
İkinci aşamada bu veriler yalnızca istatistiksel olarak değerlendirilmiyor; kendi geliştirdiğimiz parametrik görsel dile aktarılıyor. Frekans yoğunlukları, hemisferler arası denge, zamansal değişim, aktivite dağılımı ve belirli nörodinamik örüntüler; renk spektrumu, ışık yoğunluğu, katman sayısı, çizgisel akış, parçacık davranışı ve kompozisyon geometrisi gibi görsel parametrelere dönüştürülüyor.
Başka bir ifadeyle, sistem "bu veri mavi olsun" gibi sabit eşleştirmeler yapmıyor. Her veri kümesi, belirlediğimiz görsel kurallar çerçevesinde yeniden üretilen dinamik bir organizmaya dönüşüyor.
Bir diğer önemli katman ise zamansallık. Beyin statik çalışan bir yapı değil; sürekli değişen dinamik bir sistem. Bu nedenle yalnızca tek bir EEG karesine bakmıyoruz. Belirli zaman pencereleri boyunca oluşan değişimleri analiz ederek hareketin ritmini de görsel kompozisyonun bir parçası hâline getiriyoruz. Özellikle Neural Echo performanslarında izleyicinin gördüğü akışlar, bu zamansal değişimlerin sanat diline çevrilmiş hâli.
Yapay zekâ ise bizim sistemimizde daha çok karmaşık veri kümeleri arasındaki ilişkileri analiz eden, örüntüleri sınıflandıran ve görsel üretim sürecini destekleyen bir yorumlayıcı katman olarak çalışıyor. Çünkü beş dakikalık bir veri yaklaşık beş kanalda 1000’den fazla analiz edilmesi gereken rakam demek. Ben bunu yıllar önce kendim tek tek saatler sürerek yapıyordum. Şimdi bu alt yapılar zamandan kazandırdı.
Aslında Inside Humanity'nin temel sorusu da burada başlıyor:
Bir insanın zihinsel ritmini, bilimsel doğruluğunu koruyarak estetik bir deneyime dönüştürmek mümkün mü? Biz bütün metodolojimizi bu sorunun peşinden giderek geliştirdik.
Soru : Sergi dört ana bölümden oluşuyor. Özellikle "İkonik Zihinler" ve "Mesleklerin Zihinsel Mimarileri" bölümleri çok dikkat çekici. Bir sporcunun odaklanma anındaki zihin mimarisi ile bir bilim insanının ya da sanatçının zihin haritası yan yana geldiğinde, aralarındaki en radikal estetik ve nörolojik farklar neler oldu?
Aslında mesleklerden çok düşünme biçimleri ayrışıyor. Bir bilim insanı problem çözerken olağanüstü bir düzen kuruyor. Bir sanatçı aynı anda belirsizlik içinde üretmeye devam edebiliyor. Bir sporcu inanılmaz bir odak inşa ediyor. Hiçbiri diğerinden üstün değil. Sadece zihnin farklı mimarileri. Bu yüzden sergi aslında meslekleri değil düşünme kültürlerini anlatıyor.
Soru : Türkiye’nin ilk yaratıcı bilinç arşivi olan "The Neural Dramaturgy Archive"ı başlattınız ve ilk kayıtları oyuncular İrem Helvacıoğlu ve Şükrü Özyıldız ile yaptınız. Bu arşivin gelecekte nasıl büyümesini hayal ediyorsunuz? Bir oyuncunun sahnede veya kamera karşısında "başka biri olma" anında, yani o dönüşüm saniyelerinde EEG sinyallerinde nasıl bir sanatsal dramaturji patlaması yaşanıyor? Bize o anın görsel dilini nasıl tasvir edersiniz?
Ben bunun dünyanın ilk yaratıcı bilinç arşivi olmasını hayal ediyorum. Oyuncular...Yönetmenler... Besteciler... Bilim insanları... Yazarlar...Mimarlar... Her biri üretirken beyninde farklı bir koreografi oluşturuyor. Biz aslında insanlığın yaratıcı hafızasını kaydediyoruz. Belki yüz yıl sonra insanlar Van Gogh'un fırça izlerini değil, yaratırken beyninin ritmini de inceleyebilecek. Burada oyuncularla yaptığımız çalışmalarda her biri kendi zihin haritasına uygun aslında üretime geçiyor. O yüzden burada bir yönerge vermek doğru değil. Ya da bu iyidir ya da bu kötüdür demek. Her kişinin kendine özgün bir beyninin çalışma prensibi var, örneğim Şükrü’nün doğaçlama yetisi zihin mimarisinde baskınken, İrem’in drama ve duygu yönetimi daha aktifti. Rakamlar tarafını görselleştirmek biraz bahsettiğim süreçler sonucunda çıkan formlar. Orası zaten çok özgün ve çok kişiye özel. O yüzden görsel tasvir biraz zor.

Soru : Gelecekte en değerli bilginin insanların "ne ürettiği" değil, "nasıl düşündüğü" olacağını söylüyorsunuz. Günümüzde yapay zekanın insanın yerini alıp almayacağı korkusu tartışılırken, siz geliştirdiğiniz NeuroSanatKod sistemiyle algoritmayı bir tehdit değil, bir "çevirmen" olarak konumlandırıyorsunuz. Sizce sanatçıyı vazgeçilmez yapan şey nedir? Inside Humanity bu soruya nasıl bir cevap öneriyor?
Çünkü algoritmalar cevap üretir. İnsan ise soru üretir. Sanatın başladığı yer tam da burası. Yapay zekâ milyonlarca resmi analiz edebilir. Ama neden ağladığımızı merak etmez. Neden âşık olduğumuzu sorgulamaz. Neden vazgeçmediğimizi hissetmez. Inside Humanity tam da bunu söylüyor. İnsan yalnızca düşünen değil... Merak eden varlıktır. Sanatçı da bu sorularla dünyaya bakan biri. Sorgular, ikna olmaz, çeşitlendirir. O yüzden hiçbir platform insanın yerine geçmez.
Bugün tartışılan yerine geçmesi değil aslında özgünlüğü kırıp, kopyalanması, sorguya teşvik etmemesi. Ben bu taraflarına takılmıyorum çünkü tarihler boyunca bu hep oldu. Bugün yine en iyi işleri yapay zekadan kopyalayan sanatçılar değil, yapay zekayı asistan ve araştırmacı olarak kullanıp üretimine daha zaman ayıran sanatçılar yapıyor. Burada konu üretende değil esasen bunun değerini kabul eden tüketicide. Bugün ülkede milyon tane işini iyi yapan altı dolu sanatçı var, bu işleri kabul edip bunları desteklemek yerine kopya eden sanatçılar, yapay zeka tembelliğini öne süren sanatçılar öndeyse burada konu sanatçı değil, toplum oluyor.
Soru : İnsan beynine ait veriler belki de en mahrem bilgilerden biridir. Sanat üretirken bu verilerin etik sınırlarını nasıl tanımlıyorsunuz?
Biz hiçbir zaman insanın düşüncesini okumuyoruz. Düşüncenin yapısal ritmini inceliyoruz. Anonimlik bizim için temel ilke. Katılımcının açık rızası olmadan hiçbir veri kullanılmıyor. Ve hiçbir veri tıbbi tanı amacı taşımıyor. Biz hastalık değil yaratıcılık inceliyoruz. Bu ayrım çok önemli.
Soru : Müzisyen Yağız Oral ile gerçekleştirdiğiniz "Neural Echo" canlı performansında; müzik, resim ve anlık EEG verileri eş zamanlı olarak dijitale dökülüyor. Bu performansta kontrol tamamen sizde mi? Canlı performans sırasında sizi bile şaşırtan anlar oluyor mu?
Her performans. Yağız da bende doğaçlama yaptığımız için kontrol etme şansımız yok. O an ne yaşanıyor ve hissediliyorsa o oluyor. Çünkü canlı EEG değişiyor. Müzik değişiyor. Benim resmim değişiyor. Hiçbir performans tekrar etmiyor. Aslında biz prova edilmeyen bir bilinç koreografisi sahneliyoruz. En heyecan verici tarafı da bu. Tabii ki arada farkların net görülmesi için ben kendi tarafımda bedenimi full kullanıyorum. Önce sol elle sadece çizim yapıyorum. Sonra sağ el ve ikisini aynı anda; bu biraz izleyicilere beden değişikliklerini de net göstermek için yaptığım bir performans.
Soru : Sergide katılımcıların enstalasyona girmeden önceki verileri ile çıktıktan sonraki verilerini incelediğinizde dikkat çeken ortak eğilimler oldu mu? Şu ana kadar gelen ziyaretçilerin datalarına baktığınızda, X Media Art Museum’un kapısından girip o immersif deneyimi yaşayıp çıkan insanların sergiden nasıl etkilendiğine dair neler söylüyor?
Evet. En dikkat çekici şey insanların içeriden daha sessiz çıkmaları. Daha yavaş konuşuyorlar. Daha uzun bakıyorlar. Çünkü ilk kez kendi zihinlerini dışarıdan izleme fikriyle karşılaşıyorlar. Sanırım serginin en büyük etkisi bu. İnsanı kendi içine doğru yürütmesi. Bir de nörösanatkod temelli sergilerimde ayrı bir kitle daha oluyor. Doktorlar, nöröscience çalışanlar, Öğrenciler… Onlar daha çok yapılan çalışmanın akademik tarafıyla ilgileniyorlar. Onların çalışmalarına katkı sağladığı alanlar oluyor. Ben bu sergide hiç olmadığı kadar gelen değerli profesörlerimizle görüştüm mesela. Çıktıları raporları analiz ettiğimiz verileri paylaştık.
Soru : Bu sergiden ayrılan bir sanatseverin kafasında hangi soru işaretleriyle eve dönmesini, aynaya baktığında kendine ilk olarak neyi sormasını hayal ediyorsunuz?
Tek bir soru. "Ben gerçekten kimim?" Ama bunu kimlik kartındaki isim üzerinden değil... Düşünme biçimi üzerinden sorsunlar. Belki de hayatımız boyunca tanımadığımız tek kişi kendi zihnimizdir.

Soru : Son olarak; Inside Humanity'nin bundan sonraki adımı nedir? Beyin, sanat ve teknolojinin kesişiminde sizi heyecanlandıran yeni sorular neler?
Inside Humanity benim için bir serginin adı değil. Yeni bir disiplinin başlangıcı. Bugün sergi yapıyoruz. Yarın antik kentlerde canlı nöro-performanslar gerçekleştireceğiz. Sonra dünyanın farklı şehirlerinde yaratıcı bilinç arşivleri oluşturacağız. Neural Dramaturgy Archive büyüyecek. Neural Echo dünya turnesine çıkacak. Yeni nesil sanat müzelerinde insanlar yalnızca eserlere bakmayacak. Kendi bilinçlerinin de bir sanat eserine dönüşebileceğini deneyimleyecek. Çünkü inanıyorum ki insanlığın keşfedilecek son büyük coğrafyası hâlâ kendi zihnidir.